Kredi Hacmi İle Cari Açık Arasındaki İlişki: Türkiye İçin Dinamik Bir Analiz

Working Paper
Pınar Karahan, Nilgün Çağlarırmak Uslu
EconWorld Working Papers Series No: 2016007

Özet

Türkiye’nin en önemli makroekonomik sorunlarından biri, süreklilik arz eden cari işlemler açığıdır. Türkiye ekonomisinde kredi hacmi özellikle küresel finans krizinden sonra cari işlemler açığının temel belirleyicileri arasında gösterilmektedir. TCMB, 2008 yılı küresel finans krizi sonrası yaşanan hızlı kredi genişlemesinin cari dengeyi olumsuz yönde etkilemesine karşılık, kredi genişlemesini yavaşlatarak finansal istikrarın sağlanmasına yönelik politika uygulamaya başlamıştır. Bu çalışmada, Türkiye’deki mevduat bankalarının özel sektöre kullandırdığı krediler ile cari işlemler açığı arasındaki ilişki, 2005:Q1-2015:Q3 dönemi verileri kullanılarak, Sınır testi yaklaşımı, ARDL modeli ve Kalman Filtresi yaklaşımıyla analiz edilmiştir. Sınır testi sonuçları cari işlemler açığı ile kredi hacmi arasında eşbütünleşme ilişkisinin olduğunu; ARDL modeli sonuçları kredi hacminin cari işlemler açığını kısa ve uzun dönemde pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı etkilediğini göstermiştir. Kalman Filtresi modeli sonuçları ise kredi hacminin cari işlemler açığı üzerindeki etkisinin küresel finans krizi döneminde azaldığını ortaya koymuştur..

Anahtar Kelimeler: Cari Açık, Kredi Hacmi, Sınır Testi, Kalman Filtresi

Jel Kodları: E42, E51,F32, C32

 

Abstract

One of the Turkey’s most important macroeconomic problems is continuity current account deficit. Credit volume has been shown between the basic determinants of current account rate especially after the global financial crisis in Turkish economy. The Central Bank of Turkey has begun to implement the policy to ensure financial stability by slowing down credit volume in response to current account deficit affected by rapid credit expansion after the global financial crisis of 2008. We investigated the relationship between credit by which commercial bank to private sector and current account deficit covering the period of 2005:Q1-2015:Q3 employing Bound test approach, ARDL model and Kalman filter model. Bound test results suggest that the existence of co-integration relationship between current account deficit and credit volume. ARDL model result indicate that the credit volume is statistical significant and positively affects current account deficit in the short and long run. Kalman Filter method results indicate that the effect of credit volume on current account deficit decreased during the global financial crisis.

Kamu Borçlanmasının Sürdürülebilirliğinin Analizi: G7 Ülkelerine İlişkin Bir Çalışma

Working Paper
Seher Baş, Birol Kovancılar
EconWorld Working Papers Series No: 2016006

Özet

Önemli bir maliye politikası aracı olan borçlanma, son yıllarda sıkça başvurulan bir finansman yöntemi haline gelmiştir. Borçlanmanın yarattığı sorunlar geçmişte her ne kadar gelişmekte olan ülkelere ve yoksul ülkelere has kronik bir durum olarak görülse de geçtiğimiz on yılda Avrupa ülkelerinde yaşanan borç krizleri ile gelişmiş ülkelerde kamu borçlanmasının sınırları ve sürdürülebilirliği sorununa çözüm arayışları ekonomi literatüründe yer almaya başlamıştır. Bu çalışma ile G7 ülkelerinde hızla artan kamu borçlanmasının sürdürülebilirlik sorununun rasyo analiz yöntemleri ile incelenmesi amaçlanmaktadır.

 

Abstract

Borrowing as an important fiscal policy tool has become an often used financing method in recent years. Although problems created by borrowing were considered to be chronic conditions particular to developing and poor countries, the search for solutions to the limits and sustainability of public debt in developed countries has began take part in the economics literature in the last decade following the debt crises in European countries. This study aims to analyze the sustainability of the rapidly rising public debt in G7 countries with ratio analysis method.

Keywords: Public Debt, Sustainability, Solvency, G7 countries.

Kısa Vadeli Sermaye Hareketlerinin Döviz Kuru İlişkisi ve Türkiye için Tobin Vergisi Tartışması

Working Paper
İbrahim Organ, Erdal Berk
EconWorld Working Papers Series No: 2016005

Özet

Çalışmada spekülatif amaçlı sermaye hareketlerini kısıtlamaya yönelik olarak ortaya atılan Tobin vergisinin etkinliği ve Türkiye’de uygulanabilirliği araştırılmıştır. Araştırmanın temelini, gelişmekte olan ülkelerin makroekonomik dengeleri üzerinde büyük etkilere sahip olan kısa vadeli sermaye hareketlerinin ulaştığı büyüklük oluşturmakta ve çalışmada bu sermaye hareketleriyle ülkelerin makroekonomik istikrar ve büyümenin temel politika araçlarından biri olan döviz kurlarında oluşan ciddi istikrarsızlıklar esas alınmaktadır. Türkiye örneği üzerinde kısa vadeli sermeye hareketleri ile döviz kuru arasındaki ilişki ampirik olarak 2005:M1-2014:M12 dönemi için incelenmiştir. VAR analizi kullanılarak yapılan çalışmada bu ilişkinin etki-tepki fonksiyonları analiz edilerek, Tobin vergisinin etkinliği tartışılmıştır.

Anahtar Kelimeler: Kısa Vadeli Sermaye Hareketleri, Döviz Kuru, Tobin Vergisi, VAR Analizi

 

Abstract

Tobin’s Tax is used to stop speculative capital inflows. In this study Effectiveness of Tobin Tax and suitability for Turkey are investigating. The study is based on the size of short term capital movements which have great impact on macroeconomic balance of developing countries. In this study, serious instabilities in exchange rates that one of the fundamental political instruments of macroeconomic stabilization and growth are grounded on. This study explains the relationship between study short-term capital inflows and exchange rate during 2005:M1-2014M12 period for Turkey. Effectiveness of Tobin Tax is discussing with impulse-response functions via VAR Analysis.

Keywords: Short-term Capital Inflows, Exchange Rate, Tobin Tax, Structural Break Unit Root, VAR

OECD’ye Üye Ülkeler Açısından Kişisel Gelir Vergisi Mükellef Sayılarının ve Seçmen Sayılarının Değerlendirmesi

Working Paper
İbrahim Organ, Baki Yegen
EconWorld Working Papers Series No: 2016004

Özet

Günümüzde kamu gelir kaynakları içerisinde en büyük paya sahip olan kalem vergidir. Vergi ilişkilerinde bir tarafta mükellef diğer tarafta alacaklı konumunda bulanan devlet bulunmaktadır. Devleti yönetme yetkisi ise seçmenler tarafından verilen oylar ile belirlenmektedir. Öyleyse vergi ilişkilerinde gerek mükellef sayıları gerekse de seçmen sayıları ayırt edici göstergeler olarak ön plana çıkmaktadır. Bu noktadan hareketle çalışmada kişisel gelir vergisi özelinde vergi ve siyaset ilişkilerinde taraflara ve ortak taraf olan “mükellef-seçmen” tarafına değinilmiş, akabinde ülkemizin de dâhil olduğu OECD’ye üye ülkelerdeki kişisel gelir mükellefi sayılarına, seçmen sayılarına ve karşılaştırmalı göstergelere ait veriler yorumlanmış ve ülkelerin gelişmişlik düzeyleri üzerinde kişisel gelir vergisi mükellef sayıları ve seçmen sayılarının olumlu etkileri olduğu sonucuna varılmıştır.

 

Anahtar Kelimeler: Mükellef Sayıları, Seçmen Sayıları, OECD Ülkeleri

Jel Kodları: H24, H71, D72

 

Abstract

Today tax is item which has the largest share in public revenue sources. In tax relations there is tax payer in a side, on the other side there is state that position of the creditor. The managing authority of the state is determined by the votes which given by the voters. So in tax relations both the numbers of taxpayer and  the numbers of voters come to the fore as distinctive indicators. Starting from this point in work were mentioned sides of tax and politics relations in personal income tax and has mentioned common side which “taxpayer-voter”. Then were interpreted datas which are belonging to the number of personal income taxpayer, number of voters and comparative indicators in OECD members countries that includes our country and was reached the conclusion that numbers of personal income tax payer and numbers of voter has positive effects on development level of the countries.

Keywords: Numbers of Tax Payer, Numbers of Voter, OECD Countries

Jel Codes: H24, H71, D72

The Nexus of Economic Growth, Military Expenditures, and Income Inequality

Working Paper
Ünal Töngür, Adem Yavuz Elveren
EconWorld Working Papers Series No: 2016003

 

Abstract

This paper examines the effect of military expenditures on economic growth by utilizing dynamic panel data analysis for 82 countries for the period of 1988-2008. Considering the possible effect of inequality on the military expenditures-economic growth nexus, this paper incorporates inequality along with its interaction with human capital into an augmented Solow growth model. The general finding is that military expenditures have a negative impact on economic growth, valid for several model specifications and sensitivity analyses. The negative impact holds when heterogeneity stemming from different country groups (e.g. development level, arms trade, fuel dependency) is considered. Also, the findings show that negative impact of military expenditure on growth for arms exporter and/or arms importer countries is weaker than those for other countries. Regarding income inequality and human capital, the findings suggest that human capital has a positive effect on growth, as expected. Income inequality on the other hand, has negative direct effect on economic growth. Considering these two variables together, the findings show that income inequality deteriorates growth for lower levels of human capital, whereas the impact of inequality on growth turns out to be positive for higher levels of human capital.

Keywords: Military expenditure, growth, income inequality, human capital, Solow growth model.

Jel Codes: C22, H56, O11

Eliminating the Effects of the Companies Insolvency Risk – A Model Approach

Working Paper
Małgorzata Porada- Rochon, Justyna Franc-Dąbrowska, Radoslaw Suwała
EconWorld Working Papers Series No: 2016002

 

Abstract

Managers around the world identify risk of liquidity problems as the primary barrier of their decisions. In the global economy, in the turbulent environment, the effects of companies insolvency risk lead to many operational and strategic problems also because of contagion effect. Therefore, it is important to study the phenomenon of insolvency, determinants that shape it as well as seek opportunities to reduce the risk of this problem. It is necessary to find an answer how to eliminate the negative effects of companies insolvency risk using a model approach? The aim of the study was to identify the determinants that affect the risk of insolvency of companies in Poland as well as propose a model of the effects of companies insolvency. We propose models based on the profiles of risk factors and the actions as well as instruments to successfully manage the risks of default. We used Principal Components Analysis. It can therefore be concluded that the issue of appropriate debt management, as well as the need for synchronization of receipts and expenditure, which should secure the current payments in a short run is crucial in identifying and reducing the risk of insolvency, in a short term  (in relation to all groups of companies). However, in the longer term, consideration should be given to the different factors that can allow the identification of the risk of insolvency, which may further allow the entrepreneurs to make quick response, or spread out over time the operations (e.g. restructuring) and thus allow to avoid the insolvency.

Keywords: Insolvency, Risk, Company

Jel Codes: G, G3, G32

Finansal Sıkıntı Sürecinde Şirketlerin Etkinlik Düzeylerinin Belirlenmesi

Working Paper
Ender Coşkun, Abdulvahap Özcan
EconWorld Working Papers Series No: 2016001

Özet

Finansal sıkıntı yaşanması veya finansal sıkıntıya düşme olasılığı; hem şirketin, hem de şirketle ilgili çıkar gruplarının çeşitli maliyetlerle karşılaşma olasılığını artırmaktadır. Finansal sıkıntı sürecinin ortaya çıkarabileceği maliyetler ve bu maliyetlerin büyüklüğü, finans literatüründe tartışılan konulardan biridir. Finansal sıkıntı maliyetleri ve yeniden yapılandırma sürecinin işletmeler ve işletmelerle ilgili çıkar grupları üzerine etkisini inceleyen çalışmalar gün geçtikçe artmaktadır. Bu çalışmada da şirketlerin finansal sıkıntı sürecinde ve yeniden yapılandırma sonrası şirket performansındaki değişimin incelenmiştir. Bu amaçla Operational Competitional Rating Analysis (OCRA) yöntemi kullanılarak şirketlerin etkinlikleri tespit edilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre finansal sıkıntı sürecinde firmanın etkinliği azalmaktadır. Ancak finansal sıkıntıdan kurtulmayı başaran şirketlerde etkinlik düzelmektedir. Finansal sıkıntıdan kurtulamayan şirketlerde ise etkinlik iyice düşmekte ve sonuçta bu şirketler iflas etmektedirAnahtar Kelimeler: JEL Kodları :  

Anahtar Kelimeler: Finansal Sıkıntı, Yeniden Yapılandırma, Etkinlik, OCRA Yöntemi

Jel Kodları: D22, M42, D53

 

Abstract

Financial distress or the possibility of getting into it may very well damage the relation between the corporates and a group that may consists of suppliers, customers, creditors, and as well as other parties involved. The knowledge of the extent that financial distress costs  are controversial in finance literature.   As a result more research is being conducted to determine the effect of financial distress costs and restructuring of the corporates on firms and the stake holders affiliated with the firms. In this study we examined the changes the company’s performance in the financial distress and after the restructuring process of the company. For this purpose Competitional Rating Operational Analysis (OCRA) was used to determine the efficiency level of the companies. According to the results the effectiveness of the company obtained in the process of financial distress is reduced. However, improving efficiency in companies that have managed to get out of financial distress. Get rid of your financial disstress in the event of the company who are unable to thoroughly falling and as a result, well these companies are bankruptcy.

Keywords: Financial Disstress, Financial Restructuring, Efficiency, OCRA Method

Jel Codes: D22, M42, D53

Logged Out